3 Mayıs 2014 Cumartesi

Diş Macunundaki Beş Tehlike


Ailenizin dişlerini motorlarda kullanılan yağ gidericiler veya fare zehiri ile fırçalamasını ister miydiniz? Bilmeden şu an buna izin veriyor olabilirsiniz. Siz ve çocuğunuz tarafından günlük olarak kullanılan diş temizlik ürünleri toksin maddeler içeriyor olabilir. Bu yüzden diş macununuzun ve ağız gargaranızın içeriklerini kontrol etmenizde fayda var. 

Çoğu ticari diş macunları ve ağız gargaralarında bulunan zararlı maddeler küçük moleküllüdür. Bu sayede ağızdaki dokulardan kan dolaşımına girebilir, karaciğerde, böbreklerde, kalpte, akciğerlerde ve diğer dokularda birikebilirler. Sodyum florür, FD&C Mavi Boya 1 and 2, sodyum loril sülfat, triklosan, ve hidratlı silika bu maddelerdendir. Bu maddeler kanser, körlük, hatta ölüm vakalarıyla ilişkilendirilmiştir.

Hem fare zehrinin hem de diş macununun ana bileşenlerindendir. Diş hekimleri çürüklerin önlenmesi için bu maddeyi yıllardır önerdiğinden diş temizliği ürünlerinde bulunmaktadır. Fakat çoğu popüler diş macununun 120 gramında küçük bir çocuğun 2-4 saat içinde ölümüne sebep olacak kadar sodyum florür bulunur.

Çocuklarda ve gençlerde bu maddenin az miktarda yutulması tükürük salgılanmasına, baş dönmesine, kusmaya, üst karın ağrısına ve ishale sebep olabilir. Kanserojen maddenin büyük dozları ise felce, kas güçsüzlüğüne, klonik sarsıntılara, sonraki aşamalarda ise solunum ve kalbin durmasına yol açabilir. Florür birçok anestezik, hipnotik ve psikiyatrik ilacın da önemli maddelerindendir.

Şaşırtıcı şekilde florür FDA (Food & Drug Administration) tarafından hiçbir zaman onaylanmamıştır. 1990 tarihli bir çalışma çürükleri de azaltmadığını göstermektedir. Bilim adamları son dönemlerde florürü diş deformasyonu, artrit, alerjik reaksiyonlar ve yılda kanser sonucunda 10.000 ölümle ilişkilendirmektedir. 

FD&C Mavi Boya 1 and 2: Bu boyalar diş macunları ve birçok üründe kullanılan yapay renklendiricilerdir. Son araştırmalar bu maddelerin birçok davranışsal bozukluğa, öğrenme bozukluğuna ve sağlık problemine yol açtığını göstermiştir. Aynı zamanda FD&C boyası önemli alerjik reaksiyonlara, astım ataklarına, baş ağrılarına, baş dönmesine, yorgunluğa, gerginliğe, konsantrasyon bozukluğuna ve kansere sebep olabilir.  

FD&C boya petrolden sentez edildiği için, işlenmemiş yağ kullanmaktan farklı değildir. Eskiden doğrudan kömür katranı yağından yapılan bu boyalar sağlık endişelerinden dolayı yasal düzenlemelerden sonra sentetik olarak oluşturulmaktadır. Yine de hala kanserojen etkiler bulundurmaktadır. Diş macunu hiç yutulmasa bile bu madde dudak derisinden veya ağzın içerisindeki mukoza zarından saniyeler içinde emilebilir. 

Sodyum Loril Sülfat (SLS)
Büyük ihtimalle kişisel temizlik ürünlerinde bulunan en tehlikeli madde SLS’dir. Köpürücü etkisi olduğu için diş macunlarına katılır ve macuna işe yarıyor görünümü verir. Halbuki araştırmalar deri için oldukça yıpratıcı ve zararlı etkileri olduğunu göstermiştir. 

Temizlik endüstrisinde SLS, garaj zemini temizleyici, motorlar için yağ giderici ve araba yıkama deterjanı ürünlerinde kullanılır. Klinik testlerde ise cildi tahriş edici madde olarak ilk tercih edilen kimyasaldır. Bu maddeyle cildi tahriş edip, iyileştirici ürünlerin etkisi denenir.

SLS dokulardan içeri girip, gözde, beyinde, kalpte ve karaciğerde birikebilir; uzun dönemde ciddi zararlara yol açabilir. Çoğu yetişkin ve bebek şampuanında da bulunmaktadır.

Triklosan
Deterjan ve diş macunlarında sıkça görülen bu kimyasal anti-bakteriyel  özelliğe sahiptir. Halbuki formülü ve yapısı bazı en zehirli kimyasallarınkine çok benzerdir. Bu sebeple insan sağlığına olabilecek zararlı etkileri dikkatle gözlenmektedir. Kullanıldığı ürünlerin üreticileri sağlık tehlikesi taşımadığını iddia etse de A.B.D Çevre Koruma Kurumu (Environmental Protection Agency – EPA) tehlikeli bir böcek ilacı olarak sınıflandırmıştır. Hem insan sağlığına hem de çevreye zararlı bulunmuştur.  Triklosan, insanlarda kansere sebep olduğu düşünülen klorofenol kimyasal grubuna dahildir.

Hidratlı Silika
Diş minesine zarar veren bir beyazlatıcıdır. Kuvars, kum ve çakmaktaşında bulunan kristalize bir bileşenden elde edilir. Diş minesi günlük mineral takviyesini tükürükteki kalsiyum ve fosfor içeriğinden alır. Dişleri hidratlı silika kadar aşındırıcı bir maddeyle temizlemek mineye zarar verir ve mineral almasını da engeller. Uzun dönemde yıpranma oluşabilir. 

Silika ve silikon içeren ürünler özellikle diş etleri hastalığı, diş çürüğü, hassaslık ve diş eti çekilmesi bulunan kişiler tarafından kullanılmamalıdır. Her ne kadar bu maddeler tartarı yok edip dişleri daha beyaz yapabilse de ağzın, diş etlerinin ve dilin asit / baz dengesini de bozarak zararlı olabilirler. 



Gluten Nedir ?


Gluten, buğday içerisinde yeralan ve un öz değerlerini en fazla içeren protein grubudur. Unun içerisinde Yas gluten değeri 28-32 arası ideal olup eksikliği durumunda iyi buğday ile karıştırılarak veya kuru gluten ilavesi ile istenen değerlere ulaşılabilir. Kuru gluten, buğday nişastası üreticilerinin yakın geçmişe kadar teknoloji yetersizliğinden dolayı elde edilmesi zor olan ancak bugün Un sanayi, dayanıklı unlu mamuller, ve balık yemi başta olmak üzere yem sanayinde kullanılan bir sanayi hammaddesi haline gelmiştir.
Yem sanayindeki kullanımı özellikle balık yavru yemlerinde 2 mm nin altında yeralan extruder ürünlerinin imalinde avantaj sağlamaktadır. Son yıllarda birçok yem üreticisi tarafından tercih edilmektedir.
Kullanımının sınırlı veya kontrollu olması gerekliliği Çölyak hastalığının bu protein grubuna karşı hassasiyetinden kaynaklanmaktadır. Batı ülkelerinde hazır gıdalarda, içindekiler listesinde belirtilmesi gereken belli bir oranın üzerinde risk taşıyan alerjenlerin başındadır.

Balık ve yoğurt birlikte yenildiğinde besin zehirlemesine neden olur mu?

Balık ve yoğurdun birlikte tüketilmesinin besin zehirlenmesine yol açacağı düşüncesi tamamen yanlıştır. Nitekim bu düşüncenin
yanlış olduğu doktorlarca da desteklenmektedir. Otellerde balığın yanında yoğurt ve türü besinlerin servis edilmesi, Türk toplumuna has rakı sofrasında yoğurt ve türü besinlerin tüketilmesi buna en iyi örnektir.
Taze balığın yanında yoğurt yemek zehirlenmeye yol açmaz. Fakat bayatlamış balık tüketimi yani üzerinde fazla miktarda bakteri üremiş olan balık ile birlikte yoğurt yemek zehirlenmeye yol açar. Bu zehirlenmenin yoğurt ile kesinlikle alâkası yoktur. Zaten bu durum bilimsel olarakta henüz kanıtlanmış değil. Aksine yoğurt yapımında kullanılan mayada, probiyotik bakteri olarak adlandırılan lactobasillus türü faydalı bakteriler bulunur. Bu bakteriler zehirlenme sonucu bağırsaktaki zararlı bakteriler ile mücadele eder. Kısacası balığın yanında yoğurt tüketmek faydalıdır.
Zehirlenme belirtileri kişide 30 dakika ile 1,5 saat arası bir sürede görülür. Bu süre kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Zehirlenmenin en belirgin belirtileri kusma, mide bulantısı, ishal, baş dönmesi, uyuşukluk ve üşümedir. Bu belirtilerin görülmesi durumunda hemen doktora gidilmesi gerekir.
Bayat balık tüketiminden doğabilecek besin zehirlenmesini önlemek için şunlara dikkat etmeliyiz;
* Dondurulmuş balık alırken seçici davranmalıyız.
* Balığın derisinin gergin ve parlak olmasına dikkat etmeliyiz.
* Balığın solungaçlarının ve gözlerinin parlak olmasına dikkat etmeliyiz.
* Bilmediğimiz ve güvenmediğimiz balıkları almamalıyız.
* Tropik sularda yaşayan balıkları tüketmemeliyiz.

Kuş yuvalarına ‘sigara izmariti’ kalkanı


Yeni bir araştırma, şehirlerde yaşayan kuşların yuvalarını böceklerin istilasından korumak için sigara izmariti kullandıklarını ortaya koydu.

Bolivyalı araştırmacılar, şehirlerde yaşayan kuşların yuvalarını ‘temiz tutmak’ için şehir hayatının getirdiği faydalardan yararlandıklarını ortaya koydu. Araştırmaya göre, kuşlar yuvalarındaki böcekleri öldürmek ve onları uzak tutmak için sigara izmaritlerini kullanıyor.

Royal Society Biology Letters dergisinde yayımlanan araştırma, kuşların yuva yapımında neden çok miktarda sigara izmariti kullandığına da açıklık getirmiş oldu.
Bolivya’nın Ekoloji Ensititüsü (UNAM) tarafından yapılan çalışmanın başını çeken Isabel López-Rull ve ekibi, sigara izmaritlerinin böcekler karşısında oldukça etkili olduğunu fark etti.
López-Rull, “Kuş yuvalarında ne kadar fazla sellüloz asetat varsa, böceklerin yuvada bulunma olasılığı da o kadar azalıyor… Dahası, böcekler ısının tuzağına düşüp içilmiş veya içilmemiş sigaraya yaklaşmaya çalıştıklarında, birçoğu başarılı olamıyor. Nikotin miktarı daha fazla olduğu için, içilmemiş sigaraya yaklaşmaları daha zor oluyor” dedi.
KORUNAKLI YUVALARDA DA VAR
Araştırmacılar, birçok kuş türünün yuva korumasında izmarit kullandığını tespit etti. İzmarite başvuran kuşların başında serçe ve bülbül geldiği ifade edilirken, diğer kuş türlerinin de izmariti sıkça kullandığı ifade edildi.
Araştırma makalesinde, “Kuşlar, yuvalarını işgal eden böceklere karşı gösterdikleri davranış değişikliğiyle tepki verirler… Örneğin, bazı kuş türleri yuvalarına bol miktarda çiçek taşır ve uçucu bileşiklerin etkisiyle böcekleri uzak tutar” dedi. Sigara izmariti kullanmanın da benzer bir davranış şeklinden doğduğu ifade edildi.
İzmaritin, şehirlerde yaşayan kuşlar için yaşadıkları yerin sunduğu bir kaynak olarak belirdiği ve yuva inşasında kullanılan maddeler arasına girdiği belirtildi. Araştırmacılar buna rağmen şehir ortamının kuşlar için en zorlayıcı çevre olduğunu da ifade etti.

28 Şubat 2014 Cuma

Biyokimya laboratuvarı tampon çözelti hazırlama deneyi Amino asit ve proteinlerin renk tepkimeleri

Biyokimya laboratuvarı deneyleri
  1. Tampon çözelti hazırlama
  2. Amino asit ve proteinlerin renk tepkimeleri
  3. Amino asit titrasyonu
  4. İnce tabaka kromatografisi
  5. Aminoasitlerin çöktürme tepkimeleri ve proteinlerin çöktürülmesi
  6. Spektrofotometre ve kalibrasyon eğrisi
  7. Kanda protein analizi
  8. Enzim aktivitesinin saptanması
  9. Meyve sularında askorbik asit analizi

    Üniversitelerdeki görülen Biyokimya laboratuvarı deneylerinden bazıları böyledir.

    Sivas cumhuriyet üniversitesi ege üniversitesi selçuk dumlupınar üniversitesi biyokimya laboratuvarı deney raporu hazırlık karbohidratlar amino asitler deney raporu titrasyon kanda protein analizi deney raporu deneyi

Karbohidratların kağıt kromatografisi deneyi ve Karbohidratların renk tepkimeleri deneyi

Karbonhidrat nedir?

Karbonhidrat; Karbon, hidrojen ve oksijen atomlarından oluşan organik bileşiklere denilmektedir.Karbonhidrat insan ve hayvan vücudunda glikojen olarak, bitkilerin yapısında nişasta ve selüloz olarak bulunmaktadırkarbonhidrat

Karbonhidratlar yapılarına göre 3 gruba ayrılırlar

1- Monosakkaritler (Basit Şekerler): Glikoz (üzüm şekeri), Fruktoz (meyve şekeri), Galaktoz (6 karbonlu monosakkarit)
2- Disakkaritler: Sakkaroz (çay şekeri), Laktoz (süt şekeri), Maltoz (malt şekeri)
3- Polisakkaritler: Nişasta (bitkilerdeki depo karbonhidrat), Glikojen (kas ve karaciğerdeki depo karbonhidrat), Selüloz (posa)

Karbonhidrat çeşitleri nelerdir?

1- Glikoz: En basit şeker olarak bilinen glikoz bitkide fotosentez olayı sonucunda oluşur. Glikozun fazlası bitkilerde nişasta, hayvanlarda glikojene dönüştürülerek depolanır.
2- Nişasta: Yalnızca bitkide depo besin maddesi olarak görülür. Çok sayıda glikoz molekülünün bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdır. Arpa, buğday, patates gibi besinlerde görülür. Suda erimezler. hücre zarındaki porlardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerdir. Hayvanlar nişastayı sindirim olayı ile glikoza dönüştürerek kullanırlar. Nişastanın ayıracı iyot çözeltisidir. Nişasta iyot çözeltisi ile mavi-mor renge dönüşür.
3- Selüloz: Bitki, mantar ve bakteri hücrelerinde hücre zarının dışında bulunan hücre çeperi selülozdan oluşur. Selüloz hayvan hücrelerinde bulunmaz. Aynı zamanda hayvanlarda selülozun sindirimi yapılamaz. Sadece geviş getiren memelilerin bağırsaklarında bulunan bakteriler selülozu sindirebilirler.
4- Glikojen: Hayvan hücrelerinde ve mantar hücrelerin-de fazla glikozun depo şekli glikojendir. Bitkilerde glikojen bulunmaz. Hayvanlarda glikozun fazlası kas ve karaciğerde glikojen şeklinde depolanır. Kandaki glikoz seviyesi düştüğünde ise glikojen glikoza dönüşerek kana geçer.

Karbonhidrat eksikliği nelere sebep olur?

Öncelikle B vitaminleri , bazı aminoasitler ve lif eksikliği görülür. Bunun yanında halsizlik ,yorgunluk, depresyon, unutkanlık, sinir sistemi bozuklukları, sindirim sistemi rahatsızlıkları, proteinin vücut tarafından kullanılamaması sonucu yapım ve onarımda azalma, yetersiz lif alımından ötürü uzun vadede kanser ve kalp hastalıkları görülebilir.

Bir insanın günde alması gereken karbonhidrat miktarı ne kadardır?

Herkesin metabolizma hızı farklıdır. Bizim metabolizma hızımız, yaşımıza, cinsiyetimize, aktivite düzeyimize, kilomuza vb göre değişmektedir. Metabolizma hızımıza göre almamız gereken kalori belirlenir. Bu kalorinin ortalama olarak %55 i karbonhidratlardan, %15 i proteinlerden %30 u ise yağlardan sağlanmalıdır.Metabolizma hızı 2000 kkal olan bir bireyin aldığı enerjinin 1100 kilokalorisi karbonhidrattan gelmelidir.Karbonhidratın miktarı belirlendikten sonra cinsi için Glisemik İndeksine ve yüküne bakarak karar verilmelidir.Mesela pirinç pilavının Glisemik indeksi 139 ,Glisemik yükü 59 dur.Buna karşın bulgur pilavının glisemik indeksi 48 ,glisemik yükü 12 dir.Bu iki besinin aslında kalorileri yakındır.Gördüğümüz gibi burada kaloriden çok içerik önem kazanmaktadır. Glisemik indeksi ve yükü düşük olan besinler tok tutar ve kilo vermemize yardımcıdır.

Peki karbonhidratlı yiyecekler nelerdir?

Esas olarak Mısır gevreği, tahıl ve ekmek çeşitleri, pirinç, arpa,yulaf, makarna yüksek karbonhidrat içerir.
Meyvelerdende, kayısı, hurma, yaban mersini, muz, incir, üzüm, elma, portakal, armut, ananas, çilek, karpuz, ve kuru üzüm yüksek karbonhidrat içermektedir.
Baklagil türlerinden; nohut, kuru fasulye, börülce, bakla yüksek kompleks karbonhidrat taşırlar. Bazı kök sebzelerden, patates, tatlı patates, havuç, mısır da bu gruba dahildir.
Toz şeker, şekerleme, kek, mısır şurubu, meyve suyu, ekmek, beyaz undan yapılmış makarna ve mısır gevreği basit karbonhidratlı gıdalara girmektedir.
Yüksek miktarda kompleks karbonhidrat taşıyan besinler ise, kepek, yulaf, mısır, arpa, karabuğday, mısır unu, makarna, patates, kepekli pirinç, kıyılmış buğday, tam tahıllı gevrek, bezelye, musli, fasulye, mercimekdir. Yüksek karbonhidratlı besinler bize, sağlıklı ve formda olmak için vitamin, mineral ve lif açısından yeterli bir kaynak oluştururlar.
Süt ürünleri, yüksek yağ ve protein içerikleriyle tanınırlar. Ama, yağsız süt, diyet yoğurt, çikolatalı süt yüksek karbonhidratlı besinler grubuna da girer. Bütün cikolata ve şeker türleri, ve kurabiyeler yüksek miktarlarda karbonhidrat içerir.

Sözlükte karbonhidrat ne anlama gelmektedir?

Yağ, yumurta akı vb. maddelerin yanı sıra, insan ve hayvanların organik besinlerinden en önemlisi olan organik kimya bileşiklerinin genel adı.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Hızlı refleks için yumurta yiyin



Hollanda'daki Leiden ve Amsterdam üniversitelerinden bilim adamları, katılımcıların televizyon karşısında refleklerinin hızını inceledi.

Katılımcılardan ekranda yeşil bir ok gördüklerinde mümkün olduğunca hızlı bir düğmeye basmaları, kırmızı ok gördüklerinde ise tepki vermemeleri istendi. İlk aşamada, katılımcılara deneyden önce plasebo, ikincisinde tirozin bakımından zengin portakal suyu verildi. Tirozin alanların daha canlı ve reflekslerinin daha hızlı olduğu görüldü.

Bilim adamları, araç kullananların tirozin bakımından zengin besinler tüketerek daha hızlı refleklere sahip olabileceklerini, böylece de güvenliklerinin artabileceğini vurguladı. Araştırmanın sonuçları ''Neuropsychologia'' dergisinde yayımlandı. Tirozin, yumurta ve soyanın yanı sıra parmesan peyniri ile bademde de bolca bulunuyor.

Ayrıca tirozinin depresyona da iyi geldiği biliniyor.

Vitamin deposu otlar

Doğada kendiliğinden yetişen ve Anadolu'da yaygın olarak tüketilen birçok ot, E, A, C, B2 ve B6 vitaminleri bakımından oldukça zengin. Doğada kendiliğinden yetişen madımak, ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu ve yemlik gibi otların tam bir vitamin deposu olduğu belirten uzmanlar, uygun koşullarda tüketilmesinin sağlık için oldukça yararlı olacağı tavsiyesinde bulunuyorlar.
Doç. Dr. Nurten Budak, bu otların vitaminlerin yanı sıra demir ve kalsiyum mineralleri bakımından da zengin bir içeriğe sahip olduğunu kaydederek şu bilgileri verdi:
“Doğada kendiliğinden yetişen madımak, ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu ve yemlik gibi otlar E, A, C, B2 ve B6 vitaminleri, demir ve kalsiyum mineralleri bakımından oldukça zengindir. Bu vitamin ve minerallerin yetersizliği kansızlık, cilt bozuklukları, sindirim ve sinir sistemi bozukluklarına neden olabilmektedir. Bu nedenle doğada bol bulunan bu otların tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Bu otlar içeriklerindeki vitamin ve mineraller ile çeşitli hastalıklara, ilaçlara, bazı kimyasal maddelere ve hava kirliliğine karşı vücudun direncini artırırlar, ısı değişimlerine karşı vücudu korurlar. Böylece vücudun savunma mekanizmaları güçlendirilmiş olur.”
Hamile ve anneler için de önemli besin kaynağı
Otların içeriklerinde bulunan A vitamininin depolanabilme özelliğine sahip olduğunu da belirten Budak, A vitaminlerinin bitkilerde bulunan karatoneidlerin depolanarak vücutta uzun süre kullanıldığını ve bu vitaminlerin hücreleri koruyucu özelliği olduğunu söyledi.
Otların içeriğinde bulunan folik asitlerin ise gebe ve anneler için daha büyük önem taşıdığını ifade eden Budak, “Otların içeriğinde bulunan folik asit de beslenme açısından oldukça önemli bir vitamin çeşididir. Gebeler ve anneler diğer insanlara göre günlük olarak daha fazla folik asit tüketmelidirler. Bu açıdan otlar, gebeler ve anneler için de önemli bir besin kaynağıdır” diye konuştu.
Bu otlar nasıl tüketilmeli?
Doğadan toplanan otların tüketilmeden önce temizliğinin iyi şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Budak, şöyle devam etti:
“Otların içeriğindeki folik asit ve C vitamini suda erime özelliğine sahiptir. Bu nedenle pişirilerek yenecekse otların pişirme suları dökülmemelidir. Bu otların ıspanak gibi yemeği yapılabilmesine rağmen daha çok taze olarak tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Taze tüketimin yanı sıra ısırgan otunun böreği, madımağın bulgurlu yemeği veya kuzukulağının salatası yapılabilmektedir. Bu otların kurutularak yenmesini tavsiye etmiyoruz.”